KARADENİZLİLER
DOĞU KARADENİZ BÖLGESİ ETNOGRAFİ

Rize, Merkez Çiftekavak (Ağroloz) Köyünden Yusuf Aksoy (48)
Rize bezi ticaretiyle uğraşıyor. Bugün Rize bezi'nin Eski Kale
altında sınırlı miktarda üretildiğini, dükkanda sattıkları bazı
malların ise Bursa'dan geldiğini söylüyor.[Zaimoğlu Rize
Bezleri- Yıldızkent altı Gündoğdu yolu üzeri - Gündoğdu Rize
(0464 246 26 47)]. Cumhuriyet dönemi öncesinde Sürmene ile
Çayeli arasında feretiko (feletika) adı verilen el tezgahlarında
üretilen keten bezin hiç bir sentetik madde içermediği için,
vücuda yapışmadığını ve sıhhat açısından tercih ediliyordu.
Rize'de günümüzde peşkir [bir tür havlu]ve ipekli dokuma üretimi
de yok denecek kadar az. Bölgede çay üretiminin başlaması
üzerine bölgedeki dokuma, pirinç ve İyidere - Çayeli arasındaki
narenciye üretiminin eridiği ve zamanla yokolduğundan
bahsediyor. Karadenzi'in özellikle 1975'den itibaren
kısırlaştığını; çocukluğunda büyük balıkların kovaladığı hamsi
sürülerinin sahile vurduğunu kovalarla balık topladıklarını
hüzünle anlatıyor. Rize'de peştemale "dolayluk" adı veriliyor.
Yakın zaman kadar tüm kadınların giydiği "çeşan" ve "dolayluk"
sahilde terkedilmiş, yükseklerde ise sadece yaşlı kadınlar
tarafından giyiliyor.

Karadeniz bölgesinde yetenekli kadınlarımız tarafından
tarlalarının özellikle sulanabilir kısmında ekilip yetiştirilen
kendirin lifleri çok yumuşaktır. Bu lifler önce suya batırılarak
yumuşatılır, sonra elde eğirilerek ince iplik haline
getirilir, daha sonra İngiltere’den ithal edilen Water cinsi
pamuk ipliği ile el tezgahlarında dokunarak berz haline
getirilirdi. Ham kendirin rengini ağartmak için, deniz
kenarındaki çakıllar üzerine serilen bu bezler sık sık deniz
suyuyla ıslatılarak güneşte kasarlamaya tabi tutulurdu. O
dönemlerde yaz mevsimlerinde deniz kıyısındaki çakıllar üzerinde
ağartılmak için serilen feletika bezlerini çok sık
görürdük. Bu bez ince aynı zamanda dayanıklı ve sağlamdı. Bundan
yapılan iç çamaşırı, vücudun terini emip tezden kurutabildiği
içinb sıcak Arap ülkelerinde varlıklı kişilerin , şeyhlerin
aradığı bir meta oluyordu .Rizeli kadınlar, özeliklerini
farkettikleri feletika bezini aile içine katkı için
kullanıyorlardı. Bunun temelinde kendi kendine yetme ve dar
ekonomik şartlar içerisinde bir şeyler yaratma ve araştırma
gayreti görülüyordu.Yazık ki bugün Trabzon ve Rize'de feletika
bezi dokunmuyor, bunun dokunmasında kullanılan kendir de
yetiştirilmiyor .

Sürmene Aso köyünden
Necati
Çakırca,
çocukluğunda 14 Ocak günü "kalandar" adlı bir geleneğin
yapıldığından bahsediyor. Bir erkeğin peştemal ve keşan takarak
kadın rolüne girdiğini , bir başkasının ise yüzüne posttan
sakal bıyık yaplıdığını, beline çıngıraklar ve sırtına post
asılarak "dede" rolüne girdiğini her iki karakterinde yüzlerinin
kömür ya da isle (maneya) siyaha boyandığını bu gurubun
mahallenin evlerini dolaşarak evlerin önlerinde çeşitli oyunlar
oynadıklarını ve evlerden hediye olarak aldıkları mısır, meyve
v.s. yi bir torbaya koyduklarından bahsediyor. Her mahallenin
başka bir dedesi olduğunu bunların birbirlerin torbalarını
kaçırarak şakalaştıklarını anlatıyor. Uzun süre Bayburtta kalan
Dilaver, Trabzonluların Bayburt ve Gümüşhanelilere neden "Hart,
Halt" dediğinide esprili bir dille anlatıyor. Hikayeye göre
Hz.Ali bu bölgeleri müslüman ettikten sonra Arabistan'a
döndüğünde, Gümüşhane ve Bayburtluların tekrar Hristiyan olduğu
haberini duyunca, "Halt" etmişler demiş.

Uzungöl
- Şerah,
Trabzon'da Rumca konuşulan nadir sayıdaki
bölgelerden birisi. Bu köyden iki yaşlı emiceden
"Şerah" köyünün kuruluş hikayesini dinledim.
Hikaye'ye göre zamanında Rize'li bir adam tek
başına buraya bugünkü büyük mahallenin olduğu
yere gelir. Burada bir su kaynağı bulunmaktadır,
konaklar ve ateş yakar. Bu dumanı
Yente'lilergörüp adamın yanına gelirler, kim
olduğunu sorarlar. Adam Rize'li olduğunu söyler
ve hikayesini anlatır. Adama ısınan Yente'liler
ona "seni evlendirelim burada bizimle kal"
önerisinde bulunurlar. Adam başka diyarlara
gideceğii söyler ve Bayburt'a gider. Orda "Man"
köyünde bir hakimin evinde misafir kalır. Hakim
zürriyetsizdir, Arabistan'dan kızınıda beraber
getirmiş bir karısı vardır. Hakim kızını bu
adamla evlendirir. Arap kızını alan Rize'li
yeniden Çaykara'ya o su kaynağının başına gelir
ve bu sefer yerleşir. O kadından 7 tane oğlu
olur, bunların isimlerini büyükten küçüğe Hacı
Ali, Hoca Ali, Rumi Ali, Bekir Ali, Felah,
Molahmet, Köse Ali olarak koyar. Bunlar "Rumca"
lisanını civarda yaşıyan Rumlardan öğrenirler.
Buraya gelen demircilik, kalaycılık yapan Rumlar
birbirlerine "Aso
Şerah to horiyo şerhumetsi" dediklerinden
yörenin adı "Şerah" olarak kalır.
Hamsioğullarından olan yaşlı emicenin sesiyle dinleyin
"Aso
Şerah to horiyo şerhumetsi

Kendisi de Çaykara
- Ocene'li olan, Erzurum Üniversitesi
İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi
Prf.Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu, Trabzon-
Çaykara yöresinin müslüman olmasına dair bilinen
"Maraşlılar" öylencesini anlatıyor. Bir rivayete
göre 17.yüzyılda üç kardeş, bir başkasına göre
iki kardeş bir amca oğlu olan üç Maraşlı ulema,
Bayburt üzerinden Soğanlık geçidini kullanarak
Ocene (Karaçam) Köyüne gelmişler. Orada
bunlardan birisi ezan okumuş, o sesi duyan
rahipler merak edip gelmişler ve ne yaptıklarını
sormuşlar. Onlarda İslam'ı anlatıp herkesi bu
dine davet etmişler. Rahipler, ulemaları "Şatoz"
adlı başrahibe getirmişler. Şatoz, Maraş'lı
ulemaların İslam dini hakkında anlattıklarını
dinledikten sonra, "ben zaten bu dini arıyordum,
kutsal kitapta böyle bir peygamberin geleceği
yazıyordu" deyip İslamı kabul etmiş. Böylece Of
civarında ilk olarak Ocene köylüleri İslam
olmuş, Marşlılarsa Of istikametinde kuzeye doğru
yollarına devam etmişler. Maraşlı ulemaların
mezarlarının ikisi Çaykara'da birisi Of'ta
bulunmakta ve ziyaret edilmektedir. Sn.
Hacımüftüoğlu, kendi kökenlerini, yine çaykaralı
olan Prf. Dr. Osman Turan'la konuştuklarını
söylüyor ve Çaykaralı'ların Bizans döneminde
buraya yerleşmiş, hristiyan Türklerden
geldiklerine inanıyor. Dahası Trabzon'dan,
Yunanistan'a göçen Hristiyanların da Türk
olduğuna inanıyor. Yunanistan'da "Osmanlı Piçi"
denilerek karşılanan, Trabzon Rumlarının orda
garip olduğunu ve onlar için üzüldüğünü ekliyor.

Sürmene Macuka'lı bir teyze,
eski zamanlarda evden birisi öldüğünde evin
ineklerinden birini kesme geleneği olduğundan
bahsediyor. Daha sonra bu adet inek parasının
"kefaret" olarak dağıtılması şeklinde
değiştirilmiş. Eskiden kadın erkek herkes
tabutla gömülürmüş. Bu adetin İnönü'nün öldüğü
zaman denk gelen dönemlerde "iyi olmadığı"
gerekçesiyle terkedildiğini söylüyor. Yine de
ben tabutla gömülmek istiyorum diyor.
Teyze'in
sesinden
dinleyin
Teyzemiz eski kalandar gecelerini
anlatıyor:
"Ander çocukluk
bak diyim saa da ...yarun bu akşam kalandar
gecesidu. ooolum biyer gazan, cenaze kazani
koliva, portikal, mandalina, çocuklar
gelcek..biz gideciğuk, başka çocuklar gelcek...
Ouğlum olar bişerdiler Ozan sabaha kadar.
Gecelan kapi çalinurdi.
- Kalandaris kulandaris,
erkek uşak dişi buzak, ver Allah ver dolsun
bucak.
Olara
koliva, mandalina, portikal, funduk.. Ola bi ayluk yiyecek
toplarduk.
[*Ne
olurdu onlar?Yermiydiniz] Golivalar yenurmi? Ev koliva doli.
Yala korduk olarida funduklari yerduk. Uşakluk daa.
Yukardaki metni teyzenin sesinden
dinleyin
Bu köyde hangi horonlar
oynanırdı? Teyze cevap veriyor "Sallama
varidi, sıksara varidi. Laz oyunları hep buranın
oyunları. Çiftayak varidi, atlama vardi. Piçak
oyuni varidi...Bellerinde Sürmene biçaği
takarlardı. Bende takardum"
Ablasının
genç kızlığındasevdiği erkekle atıştığı türkülerden biri hala
aklında:
"Geçme
irmaği karşiya
Taşlan taşlarum seni
Taşlan taşlayamazsam
İşer haşlarum seni"
Köyde imeceye "irgatluk" deniliyormuş. Artık yapılmıyor. "çok
şenluk varidi" eski zamanlar için teyze.
Bu Sürmene'nin adı
nerden gelmiş biliyormusun diyor. Güya bu Gorgorlular ile Vunitliler
hep hirsuz idi. Gugudalilarda oyle. Gugudalilar haurdan, arkandan
kepini alırlar da duymazsın diyor. O kadar da iyi insandırlar, çok
iyi insandırlar ama birbirlerni vururlar ula diyor. Onlarun adı
Sürmene'ye kalmış da "Sürgün yeri olduğu "için adı "Sürmene" konmuş
diyor, köylü kadınların yakıştırdığı bir söylenceyi aktararak.

76 yaşındaki Sürmene
Macuka'lı bu teyze ise eski zamanlardaki
yaylacılığı anlatıyor:
"Yiyeceklerumuzu
yuklerla ayirdiktuk tabii. Şey... araba maraba
yoğudi. Zenginler atlan giderdi, bizde arkamizda
otuz kilo yuk yurume yeylaya. Yirmidort saat
kirksekiz ne zaman gidebilusan"
Taşli'ya,
Coşk'e, Arpali'Ya Limi'ya, Boğali.. yaylalarına gidiyorlarmış.
Misira
"lauz" deruz, kucuk sebetete "guvitsa ya da "daktura" deruk.
Kadınlar "e gii" diye çağırrılıyor [E kızın deforme şekli], Erkekler
ise "Ula"
Teyzenin sesinden
dinleyin

Hayır, En soldaki çizim
Ardeşen'in Tmisvat Köyünden olan Yusuf
Çavuşoğlu'nun gençlik günlerine ait değil.
Birisi 1949 doğumlu olan Çavuşoğlu, diğeri
Gürcistan'ın Megrel bölgesi olan
İmereti'nin
"Sakraula" adlı köyünde 9 Ağustos 1937'de
çizilmiş bir portre. Megreller, Gürcistan'da
yaşıyan, Gürcüce'den farklı ve Lazca
ile çok yakın bir lisan olan Megrelce'yi konuşan
bir azınlık.
Tüm Doğu
Karadeniz Bölgesi Laz olarak bilinmesine karşılık,
kendine özgü bir Kafkas dili olan"Lazca" yı ana dil
olarak konuşan halk Rize'nin Pazar, Ardeşen, Fındıklı,
Çamlıhemşin; Artvin'in ise Arhavi, Hopa ve Borçka
ilçelerinde yaşıyor. Okur yazar oranı Türkiye
ortalamasının çok üzerinde olan bölgede yaşıyan halk çay
üretimi ve hayvancılığın yanısıra küçük çaplı tarım,
balıkçılık ve küçük zenaatlerden geçimini
sağlıyor.
Tmisvat,
Lazca köylerin ortası anlamına geliyormuş (?). Yusuf
Çavuşoğlu 8 yıl önce, bölgede öncü olan bir girişimcilik
örneğiyle Fırtına Deresi'nin en güzel manzaralı
geçitlerinden birinde bugün 150.000 civarındaki üretim
kapasiteli , büyük bir alabalık çiftliği kurmuş. Osmanlı
Alabalık Tesisleri, yöresel tereyağında kızartılmış
taptaze alabalığının yanısıra, muhlamadan, karalahana
dolmasına, Laz böreğine kadar geleneksel Karadeniz
yemeklerini tadabileceğiniz, temiz bir restaurant.
Restorantın tabelasıda en az kendisi kadar meşhur.
Hürriyet gazetesinden, Televole programına kadar bir çok
yayın organında mizahi bir dille aktarılan "100 metre
geride" tabelası da bu restoranta ait. Sağda. [Tel: 0464
7524223]
Aşağıda
solda fotoğrafı görülen Çamlıhemşin'in Dikkaya
[Netaneskirit] Köyünden Ahmet Korkut (43) 13
yaşından beri tulum çalıyor. Tulum çalmayı
rahmetli "Sadık Kahraman" dan öğrendiğini
gururla söylüyor. Yakın zamana kadar Samsun'da,
geleneksel Hemşin mesleği olan pastacılık yapan
Korkut, Osmanlı tesisinin emektarı tulumcu
Hasan Dayı'nın vefatı üzerine, ekonomik kriz
yüzünden iyice verimsizleşen işini bırakıp, bu
yaz ekmeğini burada konaklayan tur otobüslerine
tulum çalarak çıkarmaya çalışıyor.
Laz'ların
geleneksel oyunu horon, Çmalıhemşin'de oynanan horon
çeşitleri: Üçayak, Hemşin, Yüksek Hemşin, Sık Rize'nin
yanısıra Mustafa Dayı'Nın kaidesini bulduğu Papilat Köyü
Horonu ve çok yavaş bir horon olan Zarişka....Tabi ki
tulum sadece horon için çalınmıyor;düğünlerde baba
evinden gelin çıkarma [nusa gamayano] ve yol havası
[nghaşi kaide] içinde bol bol kullanılıyor.
Çamlıhemşin'de Laz'lar ve Hemşinli kadınlar aynı
geleneksel giyime sahipselerde Laz kadınlarının
geleneksel giyim şekilleri her neyse, diğer
Karadenizlilerin aksine unutulmuş ve uygulanmıyor.

Tulum,
çebiç adı verilen doğum yapmamış keçi
derisinden yapılıyor.Nav adı verilen ahşap
üfleme bölümünün eklenmesiyle tulum oluşuyor.
Bir çok tulumcu kendi tulumunu yapmakla beraber,
tulum satın almak gibi bir niyetiniz varsa.
Ardeşen'de "Sarıguda" saz evine
uğrayabilirsiniz. Ahmet Korkut'un çaldığı
ile Yusuf Dayı'nın söylediği gelenksel
ezgilerden birini
dinlemek için tıklayın

Laz Dili
hakkında fikir edinebilmek için, Hopa Peroniti
[Çamlık] köyünden Ruhiye Zoralioğlu'nun [82]
sesinden, rastgele seçilmiş Lazca kelimeleri
[aşağıda] dinleyebilirsiniz. Lazca'yı Türkçe'de
kullanılan harflerle yazmak mümkün olmadığı için
herkesin anlayabilmesi için hatalı da olsa en
yakın Türkçe telaffuzu yazıya dökülmüştür.
Yüzyılların sözlü edebiyat geleneğine sahip olan
Lazca ancak yakın zamanlarda yazıya
dökülebilmiştir. Bugün Laz aydınları kendilerini
ifade edebilmek için Fahri Lazoğlu'nun
hazırladığı Lazuri Alboni" yi standartlaştırma
çabaları içindedirler. Latin hardleri tabanlı bu
alfabede Lazcaya özgü sesleri deşifre edebilecek
harflerde eklenmiştir. Linguistik bölümümüzden
bu konuda ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
Oy
nanaçkimi motto moyinap qe va
[Oy anacığım beni neden doğurdun],
kandğu
[Çilek],
kremuli
[zincir],
Kremuli ?,
tao
[küçük
dolap],
troni
[iskemle],
bağu
[ambar],
serenti
[serander],
kithsi
[kap- pilekide denilir],
mşkeyiş butka
[kumar yaprağı - eskiden
mısır ekmeği pişirilirken üstü bu yapraklarla
örtülürmüş],
Kvali delaçkuri
[Tavalanmış
peynir],
luqu qankeyi
, caheyi
[lahana ezmesi],
Mutu tuqva
[Bir şey
diyeyim],
kibiyi
[diş],
çharbi
[dudak],
toli
[göz],
kuçhae
[ayak],
he
[el],
muruntzhi
[yıldız],
Tangri
[Tanrı],
bozo
[kız çocuk],
bici
[erkek çocuk],
dohedi
[oturmak],
sheni
[at],
Lazuri giçkini
[Lazca biliyormusun? ],
Va miçkin
[Bilmiyorum]

Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinin büyük bölümü ve
Pazar ilçesinin bir kısmında "Hemşin"li adı
verilen ana dili Türkçe'nin Karadeniz'e özgü bir
dilekti olan halk yaşıyor. Çay üretimi,
fırıncılık, pasta ustalığı ve hayvancılıkla
geçinen Hemşinliler, günümüzde geleneksel giyim
şekillerini kısmen muhafaza ediyorlar. Hemşin
sınıralrından içeri girdiğinizi başlarını
yandaki fotoğrafta görüldüğü gibi bağlamış,
elinde şiş çorap ören kadınlar görmeye
başladığınızda anlayabilirsiniz.
Günümüzde yaylacılığın
ekonomik bir getirisi yok, aile başına 10-15 olan inek
sayısı 2-3 e düşmüş ve artık sadece eski bir geleneğin
yokolmaması için yerine getiriliyor. 15 Mayısta Pokut
yaylasına gelen Çinçiva'lı [Şenyuva Köyü] köylüler bir
ay sonra daha sert iklimli Amlakit'e çıkarlar iki ay
sonra geri dönerlermiş.
Yakın zaman kadar
Hemşinlilerle, Lazlar arasındaki ilişkiletr pek dosthane
değilmişse de günümüzde biraz yumuşamış artık kız bile
alınıp veriliyor. Temmuz ayının 15 inden sonra Vartavar"
adı verilen yayla şenlikleri yapılıypor. Kızlara hitap
şekli "Ka" [Ka Ayşe gibi], erkeklere ise "Ola" [Ola
Ahmet gibi]
Bitki isimleri bilinmeyen bir lisandan miras gibi:
Şortoh, Puhre...gibi. Şortoh, Trabzon'da "lapaza" olarak
adlandırılan geniş yapraklı bitki eskiden tazesinin
yapraklarından sarma yapılırmış. Tabi ki "yayla
lahanası" denilen yabani lahananın tükendiği zamnalarda.
"Papra pubrik" uzun dönem yağmur yağan dönemlerden sonra
köy halkının [çoğunlukla çocuk ve gençlerin] yaptığı,
oyun şeklinde bir "güneş duası". Trabzon'da "Kuç ku
çura" adı verilen ve özellikle Maçka civarında yakın
zaman kadar Rumlar ve Türkler tarafından yapılan bir
geleneğin bu yöreye özgü versiyonu.
Hemşin, Türkçe dialekti hakkında
fikir edinebilmek için, yanda fotoğrafı görülen teyzenin
anlattığı hikayeden bir bölüm dinlemek için tıklayın.

Rize Pazar- Hemşin
ve Çamlıhemşin dışında büyük miktardaHemşinli
Hopa Kemalpaşa'da, bir miktarda'da Borçka'da
yaşamakta. Ali Arda (72), Borçka'nın
Hemşin'ce konuşulan üç köyünden biri olan
Berlivan [Şimdiki adı Güneşen- ÇaylıKöy]. Yakın
zamana kadar hayvancılık yapan köylüler
yaylaları Bilbilhan, Fatme çayir ve
Zenginyurt'a inekleriyle beraber gidiyorlar.
Hopa ve borçka'daki Hemşin kadınları
Rize'dekilerden farklı olarak gelenksel baş
bağlama şekli olan "şar ve cinpuli" yi
takmıyorlar. Hopa Hemşinlileri, sınıra en yakın
yaşıyan hemşerilerimiz olmasına rağmen,
Karadeniz insanının tüm sıcaklığı ve karakterine
sahipler. Bunun yanısıra müzik aleti olarak
tulum değil şimşir kaval çalıyorlar. Hemşince
konuşmalarına rağmen Rize Hemşin'in aksine bir
Ermeni geleneği olan "vartavar" ı kutlamıyorlar
- dahası ne olduğunu bile bilmiyorlar, hiç
duymamışlar. Geçimlerini gurbetçilik, çay
üretimi ve sınırli miktarda hayvancılıktan
sağlayan Hemşinlilerin milli oyunu tüm
Karadeniz'de olduğu gibi "horon", özellikle 2/4
ritminde, kaval eşliğinde (bazen akerdeon) kız
erkek karışık oynanan Koçari horon. [horom
diyorlar, eskiden İslami gelenekten dolayı kız
erkek ayrı oynarmış].
Muhlamayı
Rize Hemşinlilerden farklı soğansız yapıyorlar.
Nereden geldiklerini bilmiyorlar ama Karadeniz
taraflarından [daha batıdan] geldiklerine inanıyorlar.
Türkçe aksanı
Artvin Türkçe dialektlerinden birisi ve genel Doğu
Karadeniz özelliklerini koruyor, "şimşir" kelimesinin
telaffuzunda "ş" nin "ç" ye benzer telaffuz edildiğine
dikkat:
"Bizim Hemşinliler tulum çalmaz, bi o şimşir kavallari
çalardiler bi de şimdi hani cihaz çalayiler yani
onlardan cihaz..."
Hemşince (Hemşotsi) dan örnekler :
Tu nundoğas?
[Kimin oğlusun?],
İsa nike merzibes kobligastatum?
[Böyle konuşabilirmisin?],
Hemşotsi
[Hemşince],
Gağin
[Fındık],
Laus
[mısır].
|