Makale: Mehmet Bilgin
İletişimde yeni bir çağ yaşıyoruz. Televizyon kanalları, radyo İstasyonları mantar gibi çoğalıp, kasetler CD’ler, bilgisayarlar hızla yayılırken buna paralel olarak yeni müzik ve eğlence türieri de ortaya çıkıyor. Kaçınılmaz bu gelişmelerin kültür hayatınız için sağlıksız olan yanı. İthal kültür ogelerimn milli kuiturumuzu bir kenara iterek unutulmasına yol açmasıdır.
Bu olumsuzluklardan en çok etkilenenler hiç şüphesiz halk sanatçılanmızdır. Kemence sanatçısı Ali Temelli de bu kaderi paylaşanlardan. 1930 yılında Sürmene’nin Soğuksu Mahallesinde doğan bu folklor ustası ilkokulda eline aldığı kemence ile birlikteliğim elli üç yıldan bu yana sürdürüyor. Tarlalarda ırgatlık (1) yaparken. yayla yollarında, düğünlerde.
bayramlarda çaîîp söylediği türküleri kurduğu kemence orkestrası, folklor ekibi, oynadığı Horon ve Bıçak Oyunu ile bir geleneği yaşamış ve yaşatmış olan sanatçının, hep amatör kaldığı sanat hayatı boyunca tek kazancı alkışlar ve tekrar tekrar çağrılmak olmuştur.
Bu yazı için Sürmene’nin güzel parklarından birinde buluştuğumuzda yüzünde geçen yılların yorgunluğunu, unutulmuşluğun kırgınlığım bulacağımı sanıyordum. Daha elimi sıkarken yanıldığım! anladım. Belki bir ustaya layık saygının esirgenmesinin burukluğu vardı ama sanatçı heyecanı ve coşkusundan bir şey eksilmemişti.
Sohbetimize kemence ile tanışmasından başladık ve daldık gittik o eski. unuttuğumuz günlere. Radyo ve televizyonun yaygın olmadığı günlerde mahalli türküler günlük hayatın bir parçası İdi. Yaygın olan kız kaçırma, kan davası nedeni ile adam öldürme gibi olaylardan sonra türküler yakılır ve o türküler dillerden düşmezdi. Yayla yolculuğu ve şenliklerinde, imecede. fındık ve mısır harmanlarında, tarla bellemekte, ev inşaatlarında komşular, akrabalar toplanır bir de kemence tutularak işler neşe içinde el birliği ile görülürdü. Çalışanlar karşılıklı atma türkü atar (2) takılmalar yermeler geniş bir hoşgörü ortamında dostluğu pekiştirirdi.
1942 yılında İlkokul 5. sınıfta okurken hocası merhum Mustafa Aksoy Resim-lş dersinde Ali Temelli’den bir keman yapmasın) istemişti. Kemanı içine sindirmediği için hocasını kemence yapmaya razı eder. Epeyce uğraştıktan sonra kızılağaçtan bir kemence yapar. O zaman Sürmene çarşisının tek hırdavatçısı olan Acem’den aldığı telleri takip çalınabilir bir durumda hocasına teslim eder.
Anadolu’nun diğer bölgelerinde yaygın olan Aşık geleneğinde olduğu gibi kemence çalmak da ustaları izleyerek öğrenilirdi. O da düğünlerde kemence çalanları izleyerek öğrenir.
ilk hocası Sürmene Ortamahalle’den kemence sanatçısı Poştof Yusuf bir düğünde kemençesini tutması için ona vermiş, daha sonra da alıp akort etmeye başlamıştı. “Onu büyük bîr dikkatle izledim. Sonra kendi kendime çalıştım ve bir ay gibi kısa bir zamanda kemençeyi akort yapmasın öğrendim” diye anlatıyor bu olayı. Sesi çok güzel olduğu İçin düğünlerde kızlar onu aralarına alır ve gelin odasında türkü söyletirlerdi. Karadeniz türkülerini çok iyi okuması kemence çalmayı Öğrenmesinde nota bilgisi gibi kendisine yardımcı olmuştu. Kemençesi elinden düşmüyor, her yerde kayde çevirmeye (3) çalışıyordu. ilk türküsünü İneklerle yaylaya giderken yayla yolunda çıkartmıştı. Bu olayı şu şekilde naklediyor:
“Yayla yolu üzerinde. Avulot Hanları’na gelmeden önce Çanaklisular denilen bir yer var. Kadın, kız ve İnekler yaylaya gidiyoruz. Benim de elimde kemence. Bir yandan gidiyor
bir yandan da çalmaya çalışıyorum. Ama bir türlü çalabilmiş değilim. Çanaklisular’a gelince, orda büyük gürgen ağaçları var. Heybetli ağaçlar. Onları görünce. o zaman eski bir kemençeci vardı. Trabzonlu Ali. Çok iyi kemençeci İdi. Onun bir türküsünü hatırladım. Türkünün adı “Gürgenin tepesinde”. Sözleri de aklımda kaldığı kadar:
Gürgenin tepesİnde
Kuru kuru budaklar
Alışmış da durmuyor
Seni öpen dudaklar
O türküyü hatırladım ve kemence ile havayı (4) çalmaya başladım. Birdenbire kemence İle ilk türküyü- çıkartmıştım. Ünutmayayım diye oradan yaya üç dört saatlik mesafede olan Kangelbaşı denilen yere kadar tekrar tekrar bu türküyü çaldım.”
Karadenizlilerin Kurtuluş Savaşına hizmetlerinden birini anlatan eski bir türkü vardır:
Bir yol akıyor bir yol
Selam olsun Rize’ye
Elli bir sefer ettuk
Kuvayi Milliye’ye
dîye. Bu türkü Milli Mücadele İçin Rusya’dan alınan silah ve cephanenin düşman donanmasının kol gezdiği Karadeniz’den küçük takalarla Anadolu sahillerine taşınmasını anlatır.
Türkünün bir bölümü şöyledir:
Dursun Kaptan Batum’dan
Avara etti kalktı
Şişirdi yelkenleri
Sigarasini yaktı
Pupa yelken giderken
Küpeşteye yaslandı
Dursun Kaptanı görsen
Sanırsın bir aslandı
Taka yüklü cephane
Trabezana varacak
Düşmanı görür ise
Takayı batıracak
Dursun Kaptan görmüştü
Uzaklarda bir duman
Uşaklar hep alesta
Hepisi bi kahraman
Raftan aldı aynayı
Dedi ki Gülcemafdur (5)
Bi horon edeceğuk
Kemaneciyi kaldır
G i deruk y alı y ali
Tutaruk Makriyali (6)
Kemeri (7) kolayladuk
Vur KemaneciAli (8)
Bu Alş o Ali işte. Trabzonlu Ali. Kurtuluş Savaşı’na cephane taşımış, daha sonra bu olayı türkü yapıp destanlaştırmış ve ölümsüzleştirmişti. Yolu Istanbul’a düşmüş bir plak doldurmuş. Bir yüzünde “Bir yol akıyor bir yol / Selam olsun Rize’ye” türküsü diğer yüzünde de “Gürgenin tepesınde” adlı türkü. “Ben bu Trabzonlu Ali’yİ tanıdım” diyor Ali Temelli:
“Eskiden Kaza’yatel üzerinde oynayan ip cambazları gelirrdi. Adam tel üzerinde yürüyüp cambazlık ederken bu Trabzonlu Ali de elinde kemence Cambaza eşlik ederdi. Yaşlı ve yoksul bir adam.”
İlk türküyü çıkarmış hevesi daha da artmıştı. Günler geçtikçe hem eli kemençeye daha İyi uyuyor, hem de gaydeyi daha iyi çeviriyordu. Yeni türküler çıkartmış ve kemence çalmayı
iyice öğrenmişti. 15 yasma geldiği zaman artık düğünlerde çalabilen kemençeci idi. Zaruhaaltı’nda ticaretle uğraşan babası Müslüm Efendi kemence çalmayı, horon oynamayı bil-
mez fakat kemence sesini çok severdi. “babama olan saygımdan kemence çaldığımı ondan gizledim”
diye anlatıyor. Şimdiki nesillere çok garip gelen bu durum o dönemdeki örf ve adetlerin icabıydı. Babası da onu kemence çaldığım bilir fakat bilmez gibi davranır, oğlunun kemence çalışım gizli gizli dinlerdi.
Kemence İle birkaç türkü çıkardıktan sonra Zarha’da Reisoğullarından Nazım Reis’ten emanet olarak bir kemence alır. O yıllarda kayık yapan daha sonra da otobüs karesörü yapmaya başlayan Nazım Reis iyi bir marangoz ustası İdi. Kemence öğrenmeye merak salmış ve kendine bir kemence yapmıştı. En iyi kemence erik ya da ardıç ağacından yapılır.
Dut. kirazdan yapılan kemençeler de iyidir. Aldığı kemence kızılağaçtan yapılmış ama güzel gayde çeviriyordu.
Kemence çalmak için uğraşan ama muvaffak olamayan Nazım Reisten emanet aldığı kemençeyi uzun müddet kullanan Ali Temelli daha sonra Yeniay’dan Ahmet isimli bir arkadaşından, on lira karşılığında dut ağacından yapılmış yeni bir kemence almıştı. Bu yeni kemence ile iyice ustalaşan Ali Temelli Zarhaaltında babası Müslüm Efendi’nin bakkal
dükkanının yanında Tekel Bayiliği yapan Orhan Alay (Geleb’un Orhan)’dan dinleyerek yeni türküler Öğreniyordu. Orhan Alay boş zamanlarında dükkanında kemence çalardı. Bir müddet sonra beraber çalmaya başlamışlar. O zamana kadar iki kemençenin bir arada bir orkestra gibi çaldığı görülmemişti. Bir müddet sonra kemençeleri zil tellerinden esinlenerek akort etmiş ve birlikte çalmaya başlamışlardı. “Çatarken çok mutluyduk. Çünkü ortaya çıkan müzik doyurucuydu ve türküleri ben okuyordum” diye anlattığı bu olay çevrede de ilgi uyandırmış ve zamanla geliştirerek dört kemençenin birlikte çaldığı bir orkestra kurmuşlardı. Kardeşleri Cemal ve Hasan Temelli ile Yusuf Kara’nın da çaldığı bu kemence orkestrası 1954’den 1978’e kadar tam 24 sene aranan ve sevilen bir ekip olmuştu. Kemence orkestrasında çalanlar aynı zamanda folklor ekibinde horon oynuyor, Ali Temelli de bu ekipte hem kemençeci, hem horoncu hem de türkücü olarak başı çekiyordu.
İsimlerini kısa sürede duyurmuş çevre il ve ilçelerden davetler almaya başlamışlar, davet edildikleri Trabzon. Artvin. Amasya. Ankara. Erzurum ve İstanbul gibi vilayetlerde Sürmene’yi gururla temsil etmişlerdi.
Ali Temelli grup olarak çağrıldıkları vilayetlere gitmeden önce o vilayetin tarihi ve sosyal durumu ile ilgili bilgiler topiar sonra da o vilayet için bir türkü çıkartırdı. Sahneye çıktıkları zaman davetlileri o türküyü okuyarak selamlar sonra da programlanna geçerlerdi.
24 Şubat 1956’da Trabzon’un Rus işgalinden kurtuluşu münasebetiyle düzenlenen şenliklere çağrıldıkları zamanda Trabzon için bir türkü yapmış ve sahneye bu türkü ile çıkarak Trabzonlular’ı selamlamıştı.
Anlatmakla tükenmez
Güzellıklerin sonu
Hep beraber gezelim
Tarihi Trabzon’u
Batısında Akçaabat
Vilayetliğe namzet
Toprağında tütünü
Her keseye bereket
Batışı Vakfıkebir
Yemyeşildir bağları
Yurdumuza nam salmış
Meşhur tereyağları
Güneybatısı Tonya
Çiçeklerden sardunya
Tonya şirin kazadır
Şahittir buna dünya
Güneyinde var Maçka
Birde var istanbul’da
Bizimki şirin Maçka
Yok ondan daha başka
Doğusunda Araklı
Her gün dağları. duman
Güzel bir kasabadır
Hem de tabiî liman
Doğusunda Sürmene
Cennet gibi bir kaza
Çok şirin bir kazadır
Layıktır böyle naza
Daha doğusunda Of
Biraz sokakları dar
Tarihi bir kazadır
Çok eski mazisi var
Güneydoğu Çaykara
Dağfan saplı kar’a
Keresteden hayvandan
Çeker milyonla para
Meraktır bu uşaklar
Bu kemence bu saza
Arsen ile Yomura
Onlar da yeni kaza (x)
Zerresinden bahsettim
Yeter size buncası
Trabzon açılmış bir gül
Saydıklarım goncasi
(*) Yomra ve Arsin’İn 1957’de çıkan bir kanunla ilçe olup teşkilatİanmasını tamamlamasından sonra bu dörtlük türküye ilave edilmiştir.
Bu türküden sonra folklor ekibi sahneye çıkar, orkestrada kemence çalan sanatçıların da oyuncu olarak yer aldığı horon ekibi sırası île Sürmene Sallaması, Atlama ve Sıksara
horonların; oynar, daha sonra Yusuf Kara ve Ali Temelli ekipten öne çıkarak “Piçak Oyunu” oynarlardı.
Hepsi de hayatlarım bir başka işten kazanarak bu uğraşılarım amatör oîarak sürdüren ekip, disiplinli çalışmalanmn mükafatım gittikleri yerlere defalarca çağniarak görmüşlerdi.
Erzurum’da düzenlenen Uluslararası Erzurum Festivalİne 7 yıl üst üste çağrılmış, festivalin en gözde ekibi olmuşlardı, Erzurum’dakİ programlarına Erzurum İçin yazdığı şu türkü ile başlarve halkı selamlardı.
Kop’u çarı kfı geçtik
Yetiştik biz Dadaş’a
Doğradık o gavuru
Süngü vurduk başbaşa
Nalyoktu ayağmda
Ne katırın ne atın
Doksanüç fatihidir
Kahraman Nene Hatun
HeIa!l oılsun Erzurum
Sana verilen emek
Atom’u duymuşsunuz
Atom Erzurum demek
Erzurum hatıralarını “Erzurum kadar folkloruna değer veren bir başka yer yoktur” diye nakleden Ali Temelli Erzurum Radyosunda 15 dakikalık bir program yapmsş ve Erzurum’da yayınlanan Yakutiye mecmuasında Trabzon-Erzurum dayanışmasını anlatan türkü düzeninde şiirleri yayımlanmıştır.
Kemence orkestrası ve folklor ekibi ile büyük ilgi uyandıran Ali Temelli ve arkadaşları amatörce devam ettikleri çalışmalarında daima gelişmeye açık olmuşlar. Bir ara kemence orkestrasına saz da İlave etmişlerdi. Yurttan Sesler’de çalan saz arkadaşları İbrahim Özcevahir çok genç yaşta vefat etmiş, onun yerini dolduracak bir arkadaş bulamamaları bu denemenin devam edememesine neden olmuştu.
Yıllar geçmiş arkadaşlarının bir kısmı Ölmüş ve orkestrası dağılmıştı. “Folklor ekibini gençlerle takviye ettik, fakat kemence orkestrasında Orhan Atay ve Yusuf Kara’nın yerini dolduramadık” diye noktalıyor bu çalışmalarım.
Kurduğu kemence orkestrası dağılmıştı ama, askere gitmeden önce “Sürmene Küİtürünü Yayma ve Yaşatma Demeği”ni kurup, düğünlerde şenliklerde horon oynayan gençlerden bir horon ekibi kurarak başladığı folklor çalışmalanndan kopmamıştı. Kurduğu horon ekibinin giyim kuşamım, Sürmene köyîerinde oynanan oyunları, figürleri, bu figürlerin çevre
ilçelerde oynanan oyunlardan farklılıkların! araştırarak elde ettiği bilgileri, asker dönüşü Halkevinde çalışırken. 1954 yılında üyesİ, daha sonra başkanı olduğu “Karadeniz Folklor Derneği’ndeki çalışmalanndan edindiği tecrübeleri, Sürmene’deki ilkokul ve liselerde folklor ekipleri kurup çahştırarak değerlendirmiş, onların başarılarına imza atmıştı.
Bunlardan biri olan Sürmene Cevher Özden Kız Meslek Lisesi Folklor Ekibi ile bölgesel elemelerde birinci olduktan sonra, istanbul’da Milliyet gazetesinin düzenlediği Halk Oyun-
ları Yarışmalarında 3. olmuşlardı. Folklor konusunu konuşurken daha çok bize bu konu ile İlgili tesbitlerinden bahsetmeyi tercih ediyordu:
“Horon” eskiden geleneksel figürlerle oynamrdı. Şimdi bu figürler bozuldu. Bize ait olmayan ama moda
olan figürleri oynanıyor. Anane bozu’unca yozlaşma da başlar.
Çıkış merkezi Tonya olan kemence Çepniler’den çıkıp yayılmıştır. Karadeniz folklorunda kemençeden başka davul-zurna, kaval ve tulum gibi çalgılar vardır. Kemençenin yayılışı Çepniler’in yayılışı ile aynıdır. Tulum Rize’nin doğusunda ve Artvin’de yaygınken kemence. Artvin, Rize, Trabzon. Giresun, Ordu, Bayburt ve Gümüşhane illerinde yaygındır.
Bayburt horonu Sürmene kız horonuna, Bayburt sallaması da Sürmene saLlamasına benzer.” gibi tesbitlerini sözünü kesmeden not etmeye çalışırken söz dönüp dolaşmış kemence sanatçılarının üzerinde yoğunlaşmıştı.
Gramofon, radyo ve pikap gibi aletlerin yaygınlaşmaya başlaması ile bu vasıtalardan yararlanan Karadenizli sanatçıların adı daha geniş çevrelerde duyulmaya başlamış, türküleri yayılmıştı. Rizeli Sadık, Hüseyin Dilaver ve Hasan Sözeri gibi isimleri yenileri takip etmişti. Ali Temelli kemençe çalmaya başladığı bu donemdeki büyük ustaları şöyle değerlendiriyor:
“Rizeli Sadık gibi bir kemençeci dünyaya gelmemiştir. Hasan Sözeri’nin okuduğu türkülerin % 99’u Rizeli Sadık’a aittir. Ama Rizeli Sadığın türkü ve bestelerinin tamamı orjinal ve
kendisine aitti. Bir diğer büyük kemençeci de Sürmene’nin Aksu (Aso) köyünden Hüseyin Dilaver. Köyünde ve çevrede kemençeci Hüso diye amlırdı. Ben onunla birlikte kemence çaldım. onun kemençesi ile horon oynadım. Besteleri ile, sesi ile büyük bir sanatçı idi. “Esti Zigana Dağı” ve “Hopa’dan Arhavi’den” türküleri, besteleri ile güfteleri ile ona aittir. Bir diğer usta Bahattİn Çamurali de Hüseyin Dilaver’in talebesi idi. Tam bir profesyonel olan Bahattin. Yunanistan’a gitti. Orada Karadeniz’den göç etmiş Kemençeciferi buldu, onlardan da birşeyler öğrendi ve kendi stilini oluşturdu. Rizeli Sadık. Hüseyin Dilaver ve Biçoğlu Osman arkadaştılar. Ben kemence çalmaya başladığım yıllarda Sürmene’nin Balıklı Köyü’nden Cida Recep adlı bir kemençeci vardı. “Salma salma suya gidersin” adlı bir türküsü çok güzeldi. Bir de Soğuksu mahallesinden Ziya Bektaş Belediyede çöpçü idi. Emekli oldu. Sürmene çarşısında yıllarca hamallık yaptı. Büyük bir sanatçı idi. Kemençeyi tutuşundaki zerafet hiçbir sanatçıda yoklu, ömrü sürünerek geçmiştır.
Sanat hayatı boyunca hep amatör kalmış ve tek düşüncesi Karadeniz folklorunu yaşatmak, geliştirmek ve Sürmene’nin adım duyurmak olan Ali Temelli, türküleri île besteleri ile Rizeli
Aynacıoğlu Sadık. Sürmeneli Hüseyin Dilaver, Göreleli Bicioğlu Osman Koryanalı Hüseyin Köse. Maçkalı Ferhat Özyakupoğlu ve Sürmeneli Bahattin Çamurali gibi ustaların sürdürdüğü geleneğin büyük ustalarından biridir. Fakat amatör kalması plakya da kaset doldurmaması İsminin ve türkülerinin yaygın olarak bilinmemesine neden olmuştur.
Günümüzdeki profesyonellerin otantik Karadeniz müziği ve türkülerini çirkinleştirdiğini düşünüyor, kendisini ziyarete gelen popüler sanatçıların hiç izin almadan ve adını bile zikretmeden besteleri üzerine söz uydurup kullanmasın! hiç kabullenemİyordu. Bu davranışlar onu rahatsız etmiş ve tavır koymasına neden olmuştu. Türkülerini okuduğu eski model kayıt cihazın in bantları nı deşifre edecek teyp cihazı olmaması da bir diğer sıkıntısı. Otantik Karadeniz türküleri ve müziğinin klasikleri arasında yer alacak türkülerinden hafızasında kalabilen 30 kadarının İsmini kaydedebildim.
Anlatmakla Tükenmez (Trabzon Kazaları)
*Hamsi
*Keşan
*Eminem. Fadİmem
*Kar Yağıyor Yağıyor Ayağının Mesine
*Haburadan. öteye Sürmenedir Sürmene
*Terazi Tartayirum
*Yaylanın ÇimenEnde Otlar Sarı Geyikler
*Ey Allahım Yıksana Sürmene şubesini
*Pencereden Bak Beni
*Hak Işı Devran İşi
*Kemençemın Üstüne Yaya Baksana Yaya
*Ben Aşığım Ezelden
*Seni Gavurun Kızı
*Beyazlann Alı Var
*DerelerAksa Aksa
*Ah Ne Olsa Ne Olsa
*AI Basma Basma Sevdiğim Pullu Yazma
gibi türküleri bir geleneği sürdüren türküler.
Bunlardan başka söylediği yıllarda ilgi uyandıran olay ve konuları ele alan ve bir nevi magazin konulu türküleri vardır.
*Aylar
*Günler
*ArabaIar
*Fantaziler
*Tatlı Yiyen Kaşınır
*Esmer. Beyaz, Sarışın
*Çİrkine Güzeline
gibi türkülerini de bu grupta sayabiliriz.
Üçüncü gruba giren tüküleri ise bir tören, bir anma toplantısı ya da gezi gibi kendisinin de davetli olarak katıldığı etkinlikleri konu olarak anlatan türküleridir. Destan geleneğinin devamı olan bu formdaki en yeni türküsü 1995 Ağustos ayında Sürmene Yardımlaşma Vakfi’nm düzenlediği, Sürmene’de Doğa şenlikleri ve Zarha Dağı’nda Sürmene Vakfi’nın yaptırmış olduğu turistik tesislerin açılışı ile ilgili olarak törenlerde çalarak okuduğu aşağıdaki türküdür.
Bu dağlara geldiniz
Bize neşe verdiniz
Birer birer baş olmaz
Cümfeniz hoş geldiniz
Sürmene’de n dağ f ara
Yaya gelirdik yaya
Tam onbeş dakikada
Geliniyor buraya
Hayat saçacak buraya
Proje/erinden belli
Denizden yüksekliği
Tamam altiyüz elli
Oy kemence kemence
Baksananız üç telli
Zirveyi sorardanız
Ora sekizyüz elli
İnsan çıkınca burya
Manzaraya bayılır
Irtifaya bakınız
Yarım yayla sayılır
Dikenlikler dönüştü
Tam eğlence parkına
Yürekten teşekkürler
Yardımlaşma vakfına
Türkücü derler bana
Ben türkü diye diye
Vakıf ile el ele
Yasasın Belediye
Ali Temelli der ki
Çok hoştur kelamların
Bu mutlu gün adına
Sizleri selamlarım
(1) Irgatlık: imece
(2) Atma türkü atmak ; Karşılıklı, İrticalen atışarak türkü söylemek.
(3) Gayde çevirmek: Türkü çalmak
(4) Hava: Türkü
(5) Gülcemal: Karadeniz’de sefer yapan, Osmanlı’ya ait yük ve yolcu gemisi
(6) Makriyal: Hopa’ya bağlı Kemalpaşa nahiyesi
(7) Kemer: Pazar’ın batısmda bir yer
(8) Türkünün devamı şöyledir:
Bir of çekeruk bir of
Selam olsun Rize’ye
Elli bir sefer ettik
Kuvayi Milliyeye
Of Sürmene Araklı
Yanaştık Trabzon’a
İstiklal savaşmda
Çalıştık kana kana
Taka yüklü cephane
Trabezana varacak
Düşmanı görür ise
Takayı batıracak
Kutlu olsun bizlere
Büyük Zafer bayramı
(*) Ada: Kıbrıs
TÜRKÜ İLE SÜRMENE
Bir türkü okuyayım
Sürmene’nm adına
Şarkılar biie gelmez
Sürmene ‘nin tadına
Orman Bölgeyi kattık
imarın kolonuna
Yakında kavuşacağız
Bir spor salonuna
Mayısta bir seyahat
Bir çalışma Örneği
Çalışmada Öncümüz
Yardımlaşma derneği (*)
(*) Sürmene Kültür ve Yardımlaşma Derneği
SÜRMENE
Kapıldım gidiyorum
Aflahın vergisine
Uyariadım dayazdum
Sürmene Dergİsİne
Henüz yok Sürmene’de
Bir turizim atağı
Yaylalara eşittir
Bizim Koyun yatağı
Bir araştır bulursun
Sürmene asırlık kaza
Çok şirin kasabadır
Layıktır böyle naza
Çay bahçesi olmuştu
Bahçeleri bağları
Yaylaları aratmaz
Sürmene ‘nin dağları
Oy gidi Ali Temelli
Gene kavuştun gene
Karadeniz’de İnci
Bir başkadır Sürmene
KEŞAN
Seni gavurun kızı
Etmişum sana nişan
Hiç yakışmıyor sana
Başındaki o keşan
O başındaki keşan
Trabzon dokuması
Başundan atsan onu
Güzel olursun nasİ
O başındaki keşan
Fildikoz mu pamuk mu
Bakıp bakıp güfersun
Acaba sevdaluk’mu
Koşanı dokuyanlar
Hayır görmesin onlar
Örtünür onu kızlar
Görmez delikanlılar
Ben görmüşüm görmüşüm
Şu dağları aşanı
Kız yakışmıyor sana
At basından koşanı
E uşaklar uşaklar
Bir edelum sözleri
Attıralım keşanı
Hep görelim kızları